Fight Club

David Fincher’ın 1999 yılında Chuck Palahniuk romanından sinemaya uyarladığı Fight Club, aslına bakarsanız çıktığı dönem ciddi eleştiriler de almıştı. Fakat her şeye rağmen, ‘Maço’ yapısı, ilginç senaryosu, yer yer her şeyin meta hâline geldiği dünyaya olan eleştirel bakış açısı Fight Club’ın izleyiciler tarafından fazla ilgi görmesine ve zaman içinde ‘kült’ eserler arasına girmesine yol açtı.

63 milyon dolar bütçeyle çekilen Fight Club, bugün yakından tanıdığımız Edward Norton, Brad Pitt ve Helena Bonham Carter üçlüsünün odak noktasında olduğu bir film. Aslına bakarsanız, 1999 yılına döndüğümüz de her üçü de bu kadar ünlü değildi ve Fight Club, kariyerlerinin doruk noktası filmlerden birisi oldu.

Fight Club’da Edward Norton’ın hikayesine tanık oluyoruz ve ismi sadece ‘Anlatıcı – The Narrator’ olarak geçiyor. Evet, ana karakterin bir ismi yok çünkü o aslında her erkeği temsil ediyor, bazen Cornelius ve bazen de Jack oluyor. Anlatıcı kimi zaman siz, kimi zaman ben ve Fight Club’ta hepimiz, bir erkeğin toplumda ne olduğu konusunda bir maceraya çıkıyoruz.

Fight Club

Anlatıcı, yalnız ve depresif bir adam. Ne çalıştığı işten, ne de hayatından memnun değil. Tüm bu acıyla baş etmek için 12 adımlı toplantılara katılıyor, kendinden daha talihsiz kişilere sarılıyor ve acısını dindirecek bir katarsis arıyor.

Ve anlatıcı, Jack ya da Cornelius, artık ne derseniz diyin bir gün uçaktayken Tyler Durden’la karşılaşıyor. Tyler, sis perdesini aralayabilen ve Anlatıcı’nın ruhunu görebilen bir adam. Dostlukları zamanla seviye atlarken, Dövüş Kulübü’nün temelleri de böyle atılıyor. Dövüş Kulübü, kuralları olan, erkeklerin bir araya gelip kendilerini tanımak için kavga ettiği ve özgürlüğü aradıkları gizli bir organizasyon. Kulüp hakkında hiçbir yerde konuşmuyorsunuz ve ilk gecenizse, mecburi olarak dövüşe katılıyorsunuz!

Tyler Durden karakterine göre tüm bunların amacı modern hayatın zincirlerinden kurtularak erkeğin kendini özgürleştirmesi. Çünkü bu hayat erkeklere hapis hayatı yaşatıyor ve zayıflatıyor. ‘Sadece her şeyimizi kaybettikten sonra, istediğimiz her şeyi yapmakta özgür oluruz’ diyerek Tyler kendi felsefesini özetlerken, aslında genel manada filmin pek çok repliğinin dokundurduğu yerler var.

Tyler Durden / Fight Club

Fight Club, kesinlikle adı gibi bir ‘dövüş’ filmi değil, zaten böyle bir iddiası da yok. Aynı şekilde filme bir Nietszche kitabı gibi bakmak ya da hayatınızı değiştirmesini ummak da haksızlık olacaktır. Aslında bu her iki bakış açısını da ortadan kaldırarak, Fight Club’a sadece David Fincher’ın ne kadar ileri gidebileceğini test etmek istediği deneysel bir film diyebiliriz.

Film anarşiyle düzeni yan yana koyarken, yavaş yavaş anlatıcının şizofrenisinin ne derece ileri olduğunu da görüyoruz. Tyler, anarşiyi tesim ediyor, toplumu reddedişi temsil ediyor. Anlatıcı ise tabii ki tam tersi. Hatta bir sahnede, ikisinin de kaldırımın zıt yönlerinde yürüdüğünü görüyoruz ve birinin toplum kurallarına uyarken, diğerinin aksi davrandığını fark ediyoruz.

Film bizi son olarak Project Mayhem’e taşırken, bahsettiğimiz anarşi de gerçeğe dönüşüyor ve aklımızda pek çok soru işareti belirliyor; ideal toplum düzeni bu mu olmalı? Kredi kartı firmaları gerçekten de yok mu edilmeli? Tyler Durden haklı mıydı? Toplum gerçekten de bizi olmadığımız, olmak istemediğimiz kalıplara mı sokuyor?

Fight Club / Son sahne

Sonuç olarak, Fight Club kimileri tarafından ‘Milenyumun son başyapıtı’, kimileri tarafından da ‘maço pornosu’ olarak tanımlanıyor. Kararı siz verin fakat daha sonra David Fincher’ın diğer tüm filmlerine göz atmayı ve mümkünse Fight Club’ın kitabını okumayı ihmal etmeyin.

Bu içerik 1 Kasım 2017 tarihinde güncellendi.