Hakkımda

Merhaba arkadaşlar, öncelikle hoş geldiniz.

Adım Tuğrul*, 90’lı yılların ortalarında Trabzon’da dünyaya gelmişim.

24 Mart 2017

24 Mart 2017

Daha sonra 2000’lere yaklaştıkça memleketimizden, İstanbul’a yoğun göç akınına bizler de katılmışız ve İstanbullu olmuşuz.
2000’lerin başında başladığım ilk ve ortak okul maceramı, 2010’lu yıllardaki lise maceram takip etti ve hepsi çok güzel günlerdi, yaşarken o kadar farkına varamasam da gün geçtikçe belki de büyüdükçe o günlerin değeri gerçekten hissediliyormuş.

İlkokul zamanlarında başlamıştık okuldan firar etmelere, evin karşısındaki parka kaçar sıkılınca eve dönerdik. Bu iş lisede biraz daha ciddiyete binince artık, adeta bir Michael Scofield edasıyla kaçış planları yapıp başarıyla sonuçlandığında bunu kutlar hale gelmiştik. (bkz: bağcılar) (bkz: tozkoparan)

Lisede Elektrik-Elektronik Teknolojileri bölümünden mezun olduktan sonra, üniversitede de lise zamanlarımda dahi derslerin yanı sıra merak saldığım grafik tasarım bölümüne gitme hevesim aniden artmıştı. Sınav sonrası tercih döneminde neredeyse ilk 11’i grafik tasarım olarak, yedek kulübesine ise elektrik-elektronik bölümlerini yerleştirmiştim. (tabii ilk heyecanla böyle şeyler düşünülemiyor ama grafik tasarım ve çizim tabanlı bir çok bölüme aslında yetenek sınavıyla alınması gerektiğini, girince anlıyorsunuz arkadaşlar.)

Sınav sonuçları açıklanır ve ben Nişantaşı Üniversitesi, Grafik Tasarım bölümü (MYO) 100% burslu kazanmıştım, bir yandan korktum tabii sonuçta araştırmadan etmeden bir heves ile girdiğim bölümdü. Ama sonunda korkulan olmadı ve … (mezun olamadım henüz. olduğumda cümle sonuna “mezun oldum” güncellemesi yapacağım.)

Gençlik çağlarının verdiği bir şeylere bağlanma hissi, yaşadığımız bölge; memleketimiz ve büyüme şartlarımız ele alındığında milyonlarca insan gibi beni de Trabzonspor’a itti. Memnun muyum? Pek tabii. Şikayetçi miyim? Asla. Trabzonspor’lu olmak arkadaşlar, gerçekten tarif edilemez bir duygu, öyle doğmadığınız büyümediğiniz bir bölgenin takımını tutmak gibi değil, takım tutmak için tutulan takımlar gibi de değil. O takım seni yansıtır, sensindir o. Şampiyon olamadığın o her yıl, biraz daha birleştirir seni. Bir sonraki sene daha bir umutlu bakarsın geleceğe, hayatın da öyle değil mi zaten? Hep bir aksilik, hep bir tekrar? Geleceğe umutla bakmak? Tabii. Fakat ülkemizde maalesef her şeye olduğu gibi spora da siyaset bulaştığından beri ben bile soğudum artık. Maçlara pek gitmez, hatta çevrimiçi olarak bile fazla takip etmez hale geldim.

Geldik blogumuza, her Türk blogger’ı gibi ben de bu işlere çok meraklıydım. Tasarım olsun, forumlar olsun, bloglar olsun hepsi çok cazip geliyordu. İlk açtığım blog aşağıdaki görselden de göreceğiniz üzere 8 yıl önceymiş. 9 veya 10 yıl öncesidir aslında ama o bloglarıma dair bir şey bulamadım…

7 Haziran 2009

7 Haziran 2009

Son blog akımıma ise, 2015 yılının ortalarında başladım. nignez, lazpotter, bolnikotin ve nihayetinde tzengin ile devam ettim. ardından sınavlar, üniversite, stajlar vesaire derken gerçekten aşırı derece boşladığımı fark ettim blogu ve kapatma kararı aldım. e tabi alışınca kapattıktan sonra bir eksiklik oldu ve tugrulzengin.com alan adı ile devam edeyim dedim. bir süre sonra o da alan adının çok uzun olmasından mıdır bilmiyorum ama sıkıcı gelmeye başladı ve tekrar (umuyorum son olarak) tzengin.com alan adıma nihai dönüşümü sağladım.

Buraya kadar iyi hoş sanırım, peki ben kimim?

Açık konuşmak gerekirse sanıyorum ki asosyalim ben. (mr. robot izlemiyorum.)
70-80 üzeri dizi takip ediyorum, (bkz: tv time)
kitap okuyor; oyun oynuyorum,
blog yazıyor, blog takip ediyorum,
takip edebildiğim kadarıyla da tasarım ve benzeri etkinliklere katılmaya çalışıyorum… buradan bir sonuca varacak olursak eğer asosyal olduğumu gerçekten düşünüyorum.

Buraya kadar sıkılmadan okuduysanız tebrikler! 🙂
Hayatınızda her şey istediğiniz gibi olur umarım,
Sevgiler.

* (bkz: tuğrul kuşu)

İçerik Eklenme Tarihi: 7 Ekim 2017